Dolar 43,6136
Euro 51,3815
Altın 6.589,79
BİST 13.589,14
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 15°C
Az Bulutlu
İstanbul
15°C
Az Bulutlu
Cts 14°C
Paz 11°C
Pts 11°C
Sal 9°C

Bu zam değil, bu hayattan vazgeçin demektir

6 Ocak 2026 3:40 AM
23

SSK ve Bağ-Kur emeklilerine yüzde 12,19’luk bir artış açıklandı. Adına “zam” deniyor. Oysa bu rakamın emeklinin sofrasına, pazar filesine, mutfak tüpüne, kiraya, ilaca nasıl yansıdığına bakınca insan ister istemez soruyor: Bunun neresinde zam var?

Bu, hayat pahalılığıyla boğuşan, enflasyonun altında ezilen milyonlarca insana “idare edin” demek bile değil. Daha ağır bir şey bu. Açıkça söylenmese de satır aralarında verilen mesaj şu: Hayatta kalabiliyorsanız kalın, kalamıyorsanız da kaderinize razı olun.

Ülkeyi yönetenlere soralım. En son ne zaman sokağa çıktınız? Hangi bakkala girdiniz, hangi manavda fiyat sordunuz? Kasapta etin etiketine bakabildiniz mi? Bir konfeksiyon mağazasında, bir ayakkabıcıda, hele ki bir kuyumcuda vitrinin önünde durmaya cesaretiniz var mı? Emekli o vitrinlerin önünden artık başını eğerek geçiyor. Çünkü bakmak bile can yakıyor.

Bu artışın bir zam olmadığını herkes biliyor. Çünkü bu, geleceğe dönük bir iyileştirme değil; geride kalan altı ayın kaybını telafi etme iddiasıyla yapılan bir hesap oyunu. Emekli, o kaybı zaten yaşadı. Aylarca eksik aldı, eksik yedi, eksik ısındı, eksik yaşadı. Şimdi yapılan ise o kaybın bile tam karşılığı değil. Üstelik bunu TÜİK’in tartışmalı rakamlarıyla yaparak, emeklinin aklıyla alay ediliyor.

Bir de işin görünmeyen tarafı var. Çalışırken verilen aile yardımı, emekli olunca kesiliyor. Oysa emekli olan insan sadece işinden ayrılıyor; ailesinden değil. Torunu hâlâ okuyor, eşi hâlâ hasta, mutfak masrafı hâlâ aynı. Bu çelişki yıllardır görülüyor ama düzeltilmiyor.

Promosyon meselesi keza öyle. Emeklilerin uzun bir hukuk mücadelesiyle kazandığı promosyon ödemeleri, bugün komik rakamlara dönüşmüş durumda. Bankalarla pazarlık yapılıyor ama masada emeklinin kendisi yok. Oysa bu paranın asıl sahibi emekli.

Bayram ikramiyeleri de artık bayramlık değil. Günün koşullarında anlamını yitirmiş durumda. Sosyal yardımlarda olduğu gibi, ikramiyelerin de adil bir artış sistemine bağlanması ve en azından en düşük emekli aylığı seviyesine çıkarılması gerekiyor.

Çalışmak zorunda kalan emeklilerden kesilen Sosyal Güvenlik Destek Primi ayrı bir adaletsizlik başlığı. Emekli, geçinemediği için çalışıyor; çalıştığı için de aylığı törpüleniyor. Bu sistem, emekliyi cezalandırmaktan başka bir işe yaramıyor.

Vergi iadesinin yerine verilen ek ödemeler ise enflasyon karşısında buharlaşmış durumda. Yüzde 4-5’lik oranlar bugünün Türkiye’sinde hiçbir anlam ifade etmiyor. KDV ve ÖTV gerçeği ortadayken, bu oranların en az yüzde 10’a çıkarılması bir lütuf değil, zorunluluk.

Sorun sadece rakamlar değil, sistemin kendisi. TÜFE’ye endeksli yüzdeli artışlar, düşük aylık alan emeklileri her geçen yıl daha da aşağı çekiyor. En düşük emekli aylığı neredeyse asgari ücretin yarısına düşmüş durumda. Oysa geçmişte olduğu gibi, en düşük emekli aylığı asgari ücretin altında olmamalı.

İntibak meselesi ise hâlâ kangren. 2000 öncesi ve sonrası emekliler arasındaki adaletsizlik yıllardır konuşuluyor ama çözüm bir türlü masaya yatırılmıyor. Herkes biliyor, kimse dokunmuyor.

Sağlıkta katkı payları da unutulmamalı. Emekli, çalışırken primini yüksek yüksek ödedi. Bugün hem düşük aylık alıyor hem de hastanede cebinden para çıkıyor. Bu kabul edilebilir bir durum değil. Emekliler katkı paylarından tamamen muaf tutulmalı.

Barınma sorunu ise artık sosyal bir yaraya dönüşmüş durumda. Evi olmayan emekliler için TOKİ projelerinde ayrılan kontenjanlar artırılmalı, kira desteği sağlanmalı. Hatta belediyeler eliyle, sağlık ve sosyal alanları olan emekli köyleri hayata geçirilmelidir. Bu, hayal değil; sosyal devletin gereğidir.

Yaşlı bakım modeli, anayasanın öngördüğü pozitif ayrımcılıkla uyumlu şekilde bir an önce yürürlüğe konulmalıdır. EYT ve kademeli emeklilikte oluşan eşitsizlikler giderilmeli, stajyer ve çıraklara borçlanma hakkı tanınmalıdır. 3600 ek gösterge düzenlemesinde yapılan meslek ayrımları da son bulmalıdır.

Özetle mesele bir zam meselesi değil. Mesele, bu ülkede emeklinin nerede durduğudur. Mülteciler kadar, hatta onlardan bile daha az değer gördüğünü hisseden bir emekli kitlesi var karşımızda. Bu duygu görmezden gelinemez.

Çünkü insan, bir ülkede yaşlanmaktan korkuyorsa; orada sorun büyüktür.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.