Dolar 44,2203
Euro 51,1497
Altın 6.922,41
BİST 13.079,87
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 9°C
Çok Bulutlu
İstanbul
9°C
Çok Bulutlu
Per 9°C
Cum 8°C
Cts 10°C
Paz 11°C

İran direnişinin sırrı: Velâyet-i Fakih nedir?: “Hz. Ömer ve Hz. Ali’yi tartışmak utanç verici”

Mustafa Hoş’la Yol Arkadaşı’nın bugünkü konukları Gazeteci Bülent Şahin Erdeğer, Akademisyen ve İran Uzmanı Gürkan Biçen ve Akademisyen Prof. Dr. Murat Batı oldu.

İran direnişinin sırrı: Velâyet-i Fakih nedir?: “Hz. Ömer ve Hz. Ali’yi tartışmak utanç verici”
18 Mart 2026 1:07 PM
7

Gazeteci Bülent Şahin Erdeğer, mezhepsel, dinsel ve bir çok kılıfla istikamet belirlenmeye çalışanların nedenlerini ve sonuçlarını anlattı. Akademisyen ve İran Uzmanı Gürkan Biçen de İran’a süren saldırıları ve Laricani’nin yaşamını yitirmesini yorumladı. Akademisyen Prof. Dr. Murat Batı ise trafik cezalarının güvenlik için mi yoksa hazineye gelir sağlama amacıyla mı düzenlendiğini anlattı.

Gazeteci Bülent Şahin Erdeğer şunları söyledi:

Netanyahu zaten bir soykırım suçlusu, soykırıma batmıştı ve eğer bu soykırım mevzusu biterse, kendisinin yolsuzluk davaları var İsrail’de. Dolayısıyla bu ikili savaşmak zorunda. Çünkü savaştıkça koltuklarını en azından koruyorlar. Dolayısıyla aslında bu ikilinin bir macerası olarak görülebilir İran Savaşı. Ama tabi sadece İran’la da sınırlı değil, Lübnan’a saldırıyor İsrail. Dolayısıyla doğal olarak da kendilerini savunma içgüdüsüyle gölgeye yaymak stratejisini izledi İran rejimi. Şu an itibariyle bölgede bir ateş topu, yani körfez ülkeleri sürekli bir size saldırısı altında. Dolayısıyla konu aslında bütün Orta Doğu’nun bu ikili tarafından ateşe atılması olarak okunabilir. Tabi bunun karşısında şu an suikastlar yoluna gidiyor İsrail ve ABD ittifakı. Peki İran ne yapıyor? İran’da savaşı zamana yayarak karşı tarafı yorma stratejisi gidiyor. Ve savaşı bölgeselleştirerek aslında bölgedeki ABD müttefiklerini ABD ile karşı karşıya getirme stratejisine gidiyor. Şimdi Larijani’nin öldürülmesi aslında şöyle bir algı oluşturuyor. Şimdi Larijani rejimin en konuşulabilir diplomat, kant okuyan, entelektüel, yani çok şey bir tip, sempatik bir figür. Dolayısıyla siz konuşulabilecek, görüşülebilecek, gayet entelektüel bir, olumlu bir figürü de öldürüyorsunuz. Dolayısıyla insanların, bakın burada bir mağduriyet algısının nasıl insanlarda etki yaptığını görüyorsunuz. Komşunuzun evi yanıyor, yani komşunuzun evi yanarken bin yıl önceki bir tartışmayı alevlendirmeye çalışmanın ahlaki olmadığı çok açık. Ve siz de çok doğru bir şekilde belirttiniz. Dikkat ettiyseniz konunun aslında muhafazakar tarafı olduğu gibi, bakın Hasan Cemal’den de aynı sesler geliyor. Demek ki birileri psikolojik savaş yürütüyor ve Türkiye kamuoyunda bir İran karşıtlığını ve doğal olarak İsrail yanlılığını ve ABD yanlılığını subliminal bir mesaj olarak topluma vermeye çalışıyor. Yani bunun başka bir açıklaması yok. Çünkü bayram değil, seyran değil. Bu da maalesef tarihe bir utanç vesilesi olarak edecek. Komşunuza bomba yağarken oturup Hazreti Ömer’i, Hazreti Ali’yi tartışmak gerçekten çok utanç verici bir durum.

Akademisyen ve İran Uzmanı Gürkan Biçen, şöyle konuştu:

Bu velayet-i fakih konusuna çalışmadan önce İran’daki bir akademisyen arkadaşıma şöyle demiştim. Ya ben sizi anlayamıyorum, sizin hareket tarzınızı anlayamıyorum. O da bana gülmüştü ve demişti ki, bu güzel. Bizi dost anlayamıyorsa düşman hiç anlayamıyordur. 1979’daki İslam İnkılabı’nın ardından gelişen bir şey. Bundan öncesi yani İslam İnkılabı’ndan önce İran’la Türkiye aynı kampın içerisinde yer alıyorken böyle değildi. Şahlık rejimini öven yayınlar yapılıyordu, Türkiye’den gazeteciler, sanatçılar İran’a gidiyordu vs. Ama 1979’da İran İslam İnkılabı bu hattı bozduğunda, bu ittifakı bozduğunda her şey değişti. İşte biz birden İranlıların aslında Şii olduklarını öğreniverdik. Birkaç gün öncesinde Ali Baricani şöyle diyordu bir televizyon programında, birçok kişiyi öldürdüler, rehberi şehit ettiler, 3-5 kişiyi daha öldürseler ne olur, beni öldürseler ne olur, ne fark eder. Önemli olan bu halkın yani İran’daki Müslüman halkın bütün bir varlığıyla bu sahada yer almasıdır. Şunu da söylemişti Baricani tam sizin söylediğinize uygun, ölümü mutluluktan başka bir şey olarak görmüyorum, zalimlerle birlikte yaşamayı ise sefaletten başka bir şey olarak görmüyorum. Tabii ki bu temelde İmam Hüseyin’in Kerbela’da Yezid ordusuyla karşı karşıya geldiğinde söylediği şeylerin bir başka şekilde ifade edilmesidir. Yani İmam Hüseyin Kerbela sahnesinde o savaş alanında karşısındaki insanlara benim gibi birisi sizin gibi birisine Yezid’e biat etmez demişti. Ve yine zillet bizden uzaktır demişti. Bunlar Şii Müslümanların düşünce ve inanç dünyasında temel taşlardır. Bundan sonra eski İran olmayacak bölgede, eski bölge olmayacak. Yani bunu Ceyda Hanım’la da biz bir program yapmıştık, orada da demiştim devrim muhafızlarının hiç şakası yok diye. Yani İran ne kadar direnir sorusu temelde yanlış. İran direnir diyorsunuz zaten. Amerika ne kadar dayanabilir? Temel soru, gerçek soru budur. Amerika ve Siyonist rejim ne kadar dayanabilir? Amerika ve Siyonist rejimin İran gerçekliği karşısında bu bölgede tutunma kabiliyeti yok, son derece sınırlı bir kabiliyete sahiptiler. Ama medyanın, onların işte o milyarlarca dolarlık medya yatırımlarının, medya propagandalarının bu insanları halklara yarattığı bir ilüzyon vardı. Biz bu ilüzyonun parçalanıp gideceğini düşünüyorduk ve gerçekten de birkaç gün içerisinde Amerika’nın o devasa medya ilüzyonu parçalandı. Şu an hakikat ortaya çıktı.

Akademisyen Prof. Dr. Murat Batı trafik cezalarının detaylarını şu sözlerle aktardı:

Bu o yüzden çok tehlikeli, bu tabi cezalar dediğiniz gibi caydırıcı mahiyette mi? Ben, bu tabi kısmen caydırıcı mahiyette ama yine gördüğünüz kadarıyla birçok kişi işte maç durumunda işte aracın sunroofundan çıkabiliyor dışarıya, koronaya basabiliyor, olsun diyor ben bunu ödeyebilirim diyor. Böyle bir ödeme sistemi de var yani caydırıcını kısmen azaltan bir durum var ama ben izninizle sizin kanalımıza şu ifadeyi de kullanmak istiyorum. Bir cezanın caydırıcı olabilmesi için o cezanın geliri içerisindeki payına bakmak lazım. Hani bir hafta rüzgarının bir aracı varsa ve trafiğe çıkıyorsa kesilecek olan ceza onun için daha caydırıcı olabilir. Geliri yüksekse işte ailesinden kalma vesaire falan böyle çok ciddi bir gelir durumu söz konusuysa ödeyeceği bir kırmızı ışık ihlali, hız sınırı ihlali onun geliri içerisindeki payının çok düşük olması onu cezanın caydırıcılığını da azaltır. Biliyorum, idare edildi mi? Evet. mBu yüzden cezaların tekrardan ele alınması lazım, sorduğunuz bir soru mimariliğinde söylüyorum. Ne yapalım, ne edelim dediler, valla bu işi artık maliyetli, iyisi mi biz belediyelere bir ihale edelim dediler. Ve Edese Kurulum işini 2016 yılından beridir resmi gazetede yayınlanıyor bunlar. Açık ihale linki var resmi gazetede, her gün varsa orada çıkıyor. Belediyelere Emniyet Genel Müdürü ihaleye çıkıyor, belediyede bunu kendisi ya da özel şirketlere bir şekilde yaptırtabiliyor bu Edese Kurulum işini. Edese Kurulum işini yaptırdıktan sonra sıkıntı şurada başlıyor, bir maliyeti var tabi ki bunun, o maliyeti karşılayana kadar Edese tarafından kesilen cezaların %30’unu belediye emniyetten tahsil ediyor. Maliyetini karşıladıktan sonra ise %15’ini kesiyor. Yani basit bir işlemle bir belediye, çorum belediyesi olmuş olsun, çorum belediyesi Edese’yi kurdu, kaç paraya, 100 milyon tl’ye ya da 10 milyon tl’ye bilmiyorum maliyetini, o tutanı karşılayana kadar kesilen her 1000 liranın cezanı %30’unu yani 300 lirasını belediye alıyor, emniyetten alıyor. Maliyet karşıladıktan sonra da %15’ini almaya başlıyor ve böylece kendi aralarında, kendi kurdukları sözleşmelerde de hasılat paylaşım modeli adını veriyorlar ve bu şekilde bir düzenleme yapıyorlar. 2016 yılından beridir de burada var. Peki hız sınırını kim belirleyecek? Yani normalde yolda giderken 80 km, 100 km hız sınırı olurken bir anda 50 km’ye düşüyor saatte, 60’a düşüyor sınırı. Bunu nasıl belirliyor? Bu tabi ki kanunla belirlenmesi lazım ama bizim yönetmelikle bunu belediyelere veriyor. Belediyeler kendi bu ulaşım birimleriyle alakalı teklifte bulunuyor, o ilin idari birimleri toplanıyor ve o aralıklardaki yani şehir içindeki belirli mesafe aralıklarında hız sınırlarını belediyelerin önerisiyle belirlenebiliyor. Bu tuzak mı oluşuyor? Bu bir tuzak. Yani aslında para kazanmak için, rant elde etmek için bu tuzak. Caydırıcı değil, daha çok gelir odaklı olmasını da bunlarla ölçüyor. Sonuç olarak böyle bir şey oluşuyor. Yurttaş olarak bizde bu kaygı yaratıyorsa bu düzenleme de bir sorun var demektir. Ama emniyetten parayı da alamaz durumda bir kısmı da. Böyle bir sorun da var. Ha paraya el mi konuyor orada? Yani el konuyor demek ki yanlış olabilir belki ama alamaz. O paranın geçişi erteleniyor ya da yavaşlatılıyor. Evet, evet. Bu da sizin söylemiş olduğunuz kısım var. Caydırıcı mı gelir hedefi mi biraz gelir hedefini güçlü kılıyor.
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.