Orta Doğu’yu dizayn etme planları kapsamında radarına İran’ı alan ABD ve İsrail, 28 Şubat’ta başlattığı saldırıları sürdürüyor. Suriye’deki rejim değişikliğinin ardından ana hedef haline gelen Tahran, Washington ve Tel Aviv’in çok aşamalı tasfiye operasyonlarıyla kuşatılırken güvenliğini ABD’ye ihale eden Körfez ülkelerindeki Amerikan üslerini doğrudan vurarak bölgedeki ‘refah illüzyonunun’ sonuna gelindiğini kanıtladı.
Beyaz Saray’ın özellikle şahin kanattaki generalleri tasfiye ederek kendisine yakın ‘ılımlı’ bir yapı inşa etme yönündeki askeri mühendislik hamlelerine karşın Hamaney’in teslimiyeti reddeden duruşu ve nükleer silah fetvasının gerçek bir caydırıcılık kartı olarak güncellenme ihtimali, Devrim Muhafızları’nın ipleri tamamen ele alabileceği bir süreci tetikliyor.
ABD ve İsrail’in İran’a dönük saldırılarını ve İran’ın misillemelerini İran Uzmanı Dr. Mehmet Akif Koç ile konuştuk.
‘Bu operasyon da başarısız olacak ancak dördüncü, beşinci fazları göreceğiz’
Koç’a göre İran saldırısının ilk ayağı Suriye’de Baas rejiminin düşürülmesine kadar eskiye dayanıyor. 28 Şubat’ta başlayan saldırılar sonucunda rejim değişikliği yaşanma ihtimalini zayıf gören Koç, saldırılarda dördüncü ve beşinci fazların görülebileceğine işaret ediyor:
“Uluslararası hukuku paspas ettiler, çöp yaptılar. Bunları konuşamadığımız bir zemindeyiz. Grönland’ı almaya çalışıyorlar, Venezuela’da başkan kaçırıyorlar…Uluslararası hukukun çöp olduğu bir dönemdeyiz. 2024 Aralık’ta Suriye’de Baas rejimi düştükten sonra oklar altı ay sonra İran’a dönmüştü. Bu birinci fazdı. Bundan altı ay sonra yani 8 Ocak’tan sonra ikinci faz yaşandı. Başlayan ekonomik kriz kaynaklı gösteriler, silahlı kalkışmaya dönüştürülmek istendi. Bu ikinci fazdı ve bu da başarısız oldu. ‘Bir üçüncü faz olacak ve bunun için altı ay daha beklemeyeceğiz’ demiştim. Bir buçuk ay içerisinde üçüncü faza geldik. Bunun başarılı olma ihtimalini zayıf görüyorum. Dördüncü, beşinci, altıncı yedinci faz göreceğiz ve altı ay beklemeyeceğiz. Çünkü aceleleri var ve İran’daki rejimi düşürmeyi istiyorlar. Bölgede İsrail ve Amerika’ya tehdit oluşturabilecek bütün yapılar ya budandı ya ehlileştirildi ya da tasfiye edildi. Lübnan Hizbullah’ının, El Fetih’in durumunu biliyoruz. Mısır ve Ürdün’de de tasfiye oldu. 2011’de Kaddafi tasfiye oldu, Suriye’de Baas tasfiye oldu. Geriye İran’daki İslam Cumhuriyeti yönetimi kalmıştı. Bunu da düşürene kadar vuracaklar. Anlaşılan bu.”
‘İran’da Suriye modelini hedefleyen ABD, alternatif bulma konusunda patinaj çekiyor’
Amerika’nın İran’da rejim değişikliği yerine kendisine yakın bir isimle çalışmayı öncelediğini belirten Koç, Washington’un bu noktada İsrail ile çıkar ayrımına düştüğü görüşünde. Koç’a göre ABD, İran’daki ılımlı kanada güç kazandırmayı hedefliyor:
“Burada Amerika ile İsrail’in çıkarları birbirinden farklılaşıyor. İsrail ve Amerika’nın birbirini her koşulda desteklediği söyleniyor ancak bu bir yere kadar doğru. Çıkarları ayrışıyor. Amerika, İran’da bir rejim değişikliğini ya da orayı parçalamayı hedeflemiyor. Suriye’de yaptığı gibi kendine yakın birini getirip buradan tek parça halinde sömürüyü sürdürmek istiyor. İran içerisinde kendilerine yakın birini bulabilecekler mi? Böyle bir isim var ancak güçleri yok. İran 1979’dan beri sol sosyalistleri, milliyetçileri, İslamcıların bazıarını tasfiye ettiler. Geriye Hamaneyciler ve daha fazla Hamaneyciler kaldı. Birine ılımlı diğerine de muhafazakar diyorlar. Stratejik olarak aynı yere bakıyorlar ve büyük ayrışmalar yok. Pezeşkiyan, Hatemi döneminde sağlık bakanlığı yapmıştı ancak Hamaney’e de çok yakındı. Hamaney’e yakın olmadan öyle görevlere gelinemiyor zaten. Haliyle ABD’nin bir alternatifi yok. Biraz da bu yüzden ABD’nin patinaj çektiğini düşünüyorum. Hazirandaki çatışmalarda ABD’nin öldürdüğü 33 generalin tamamı şahin kanattaydı. Bu bize ılımlı kanattaki generallerin hedef alınmadığını, şahin kanatın tasfiye edilmek istendiğini gösteriyor. Ilımlı kanatın ABD ile çalışmaya hazır olduğunu söylemiyorum. Ancak ABD tarafından yapılan askeri mühendislik, şahin tarafı tasfiye etmek ve ılımlı kanada güç kazandırmak üzerine. Stratejilerinin bu olduğunu düşünüyorum. Burada şahinlerle ılımlılar arasındaki güç mücadelesi önemli. Amerika’nın bunu ne ölçüde kendi lehine yontacağı da önemli.”
‘İran’ın Körfez’i bütünüyle karşısına alacağı pek tahmin edilmemişti’
İran’ın ABD ve İsrail saldırılarına misilleme olarak Körfez’deki ABD üslerini bütünüyle hedef almasının beklenmediğini belirten Koç; BAE, Suudi Arabistan ve Katar’ın bir illüzyon içine düştüğünü söylüyor:
“İran aylardır, ‘Üzerimize saldırırsanız savaş İran toprakları içinde kalmaz’ demişti. Bunun blöf olmadığı ortaya çıktı. Katar, BAE ve Suudi Arabistan gibi ülkeler ne kadar devlet kabul edilebilir bu bir soru işareti. Orduları sınırlı. Bunlar petrol ve doğal gaz gelirlerini yıllarca savunma harcamalarına harcamak yerine savunmayı Amerika’ya ihale ettiler. Petrodolarlarla bir refah devleti kurdular. Bu bir yanılsama ve illüzyondu. ABD’nin nimetlerinden faydalandılar. Bahreyn’in üçte ikisi Şiilerden oluşuyor örneğin ancak onlar isyan ettiğinde Suudiler ve Amerikanlar Bahreyn’deki aileyi düşmekten kurtarmıştı. Bunun nimetlerinden faydalandılar ancak bu birlikteliklerin külfetleri de var. Külfeti de İran’ın Amerikan üslerini vurması. BAE’li bir yetkili, ‘Biz bütün güvenliğimizi Amerika’ya taşere ettik ancak İran bizi vurduğunda ortalıkta kimse yok. Meğerse Amerika açısından sadece İsrail’in güvenliği önemliymiş’ diyor. Buna ‘Günaydın’ demeli. İran’ın Körfez’deki ülkeleri bütünüyle karşısına alacağı pek tahmin edilmemişti. Ancak en uysal kediyi bile köşeye sıkıştırdığınızda ahlakı değişir. İran, Ürdün’de bir pazar yerini mi, kasabayı mı vurdu? Yoksa Ürdün’deki ABD üssünü mü vurdu? Bunlar farklı şeyler. İran füzeleri Suudi Arabistan’da okul mu yaktı? Sadece oradaki Amerikan üssünü vurdu. Bunlar arasında farklar var. İran’ın nereye ne için saldırdığına bakmak lazım. İslam İşbirliği Teşkilatı’nın merkezi olan Cidde, ‘İran’ı saldırganlığı azaltmaya çağırıyoruz’ diye açıklama yaptı. Amerikan ve İsrail’in saldırısına ‘yanlış’ dahi demediler. İnsanın aklıyla alay ediyorlar.”
‘Teorilerin iflas ettiği İran’da farklı bir akıl işliyor’
Koç’a göre dinamiği farklı olan İran’a dönük çıkarımların birçoğu boşa düşüyor. İran’da muhtemel üç senaryoya işaret eden Koç, şahin kanadın güçleri eline alacağına ihtimal veriyor:
“Hamaney, ‘Hasan olmakla Hüseyin olmak arasında tercihte bırakılsam Hüseyin’i tercih ederim’ demişti. Hasan, Muaviye ile anlaşıp geri çekilmişti. Ancak Hüseyin Kerbela’da öldürülmüştü. Yani Hamaney ‘Savaşarak ölürüm’ demişti. Hamaney’in sığınağa girmesini çok bekleyemeyiz. Bombalar yağarken sığınakta saldırı savuşturmayı İran’da bekleyemezsiniz. İran’ı rasyonel akılla kavramak çok mümkün değil. Bütün teoriler İran’da iflas ediyor. İran’da farklı bir akıl işliyor. Bir arkadaşım ‘Hamaney zaten 87 yaşına gelmişti, Ramazan ayında şehit olmak onun açısından korkulacak bir senaryo değil’ demişti. Ben de böyle düşünüyorum. ‘Amerikalılar bizi yani rehberi vuramazlar, öldüremezler’ diye düşünüyorlardı. İran’da yaşayanlar ve orada çalışanlar bunu biraz bilirler. İran okumamda üç senaryo var. Birincisi Devrim Muhafızları’nın ipleri ele alarak düşük profilli bir dini liderle yola devam etmesi yönünde. Arafi bu profile oturuyor. İkinci ihtimal ipleri ılımlıların eline alması. Rejimi ayakta tutabilmek için biraz daha ABD ile yakınlık kurabilecek isimlerin göreve gelmesine müsaade edilebilir örneğin. Hasan Humeyni ılımlı kanada yakın bir isim. Diğer ihtimal de doğrudan kaos. Ben kaos beklentisine pek ihtimal vermiyorum. Birinci senaryoyu daha olası ve irrasyonel görüyorum. İkinci senaryoyu ise daha rasyonel ancak daha az olası görüyorum. Şahin kanadın güçleri eline alıp İran’ın içinde kalması bana daha olası geliyor. Arafi ile yola devam edilebilir. O zaman da gerginliğin artmasını bekleyebiliriz.”
‘Hamaney’in nükleer silah fetvasına ilişkin argüman oldukça uyduruk’
Koç’a göre İran’ın nükleer silah kullanmayacağı yönündeki Hamaney’in fetvasına dayandırılan argüman, gerçekçi ve geçerli değil:
“İranlıların en büyük argümanı ‘Biz nükleer silah sahibi olmayacağız’ demeleriydi. Hamaney’in fetvasını öne sürüyorlardı. Bu çok uyduruk bir argüman. Bugünkü şartlarda haram kılınan şey güncellenebilir örneğin. İranlılar Ahmedinejad döneminde gaza gelip Birleşmiş Milletler’e bu fetvayı tescil ettirmeyi dahi konuşuyorlardı. Milliyetçi İranlılar ‘Hamaney nükleer silah sahibi olmamız gerekirken elimizi tuttu’ diyor. John Mearshimer, ‘İran’ın yapabileceği en makul şey nükleer silah sahibi olmak’ diyor. İsrail’de de 80 civarında nükleer başlık var. İran’ın elinde sadece füze olması ülkeyi realist paradigma içerisinde zayıf hale düşürüyor. Periferi’deki etnik mezhepsel toplulukların toplu bir halde ABD ile birlikte İran’ı parçalayacakları senaryosunu erken görüyorum. Burada Şiilik faktörü önemli. İran’da örgütlenme özgürlüğü olmadığı ve bu şartlar için halk tabanı oluşamadığı için bunun sahada insanlar arasındaki desteği sınırlı. İnsanlar örgütlenemediği için sınırlı. Ellerinde silah olması lazım. Ancak ne üzerinden olacak? Bu senaryoların konuşulması lazım elbet. Suriye, Libya Yemen örnek olarak önümüzde duruyor.”