İran’ı desteklemek için Kemalist olmak, Cumhuriyetçi olmak, yurtsever, devrimci, solcu olmak gerekmiyor. Sadece insan olmak da kâfi. Neden? Şundan. 1. ABD emperyalizmi ve İsraisyonizmi İran’a kullanıyorlar. Neden? 2. İran bir komşu devlet. Burada mağdur durumda olan devlet. Saldırıya uğrayan devlet. Neden? 3. ABD emperyalizmi ve onun stratejik mütediki olan İsraisyonizmi kadın, çoluk, çocuk, genç, yaşlı, sivil, asker, askeri hedef, sivil hedef gözetmek için İran’a barbarca saldırıyorlar. Kemalizm, Cumhuriyetçilik, Atatürkçülük, Kuvvay Millecilik nedir derseniz, akılcılıktır deriz, bilimciliktir deriz, ulusal bağımsızlıktır deriz, hatimiyet milleti deriz. Ama en fazla bunların yanında, bu kavramların yanında ve üstüne neyi koyarız? Bütün dünyayı da böyle geçmiştir. Kemalizm, anti-emperyalizmi koyarız. Yani emperyalizm karşıtlığını koyarız. Dünya ulusları arasında, yarı sömürge durumuna düşmüş, işgal görmüş, emperyalizmi ve yerli işbirlikçilerini savaşarak yurttan kovan, denize döken ve sonra da o batınlara rağmen çağdaş, laik, ulusal egemenliğe dayalı, kadın erkek eşitliğini önceleyen, bütün cül kalkınmaya amaçlayan bir cumhuriyet devrimi eğer kotarılmışsa, işte bu o anti-emperyalist ulusal kurtuluş savaşının neticesinde kurulmuş bir devlettir. O yüzden amasız fakatsız biz önce anti-emperyalist olmak zorundayız. İşte adına liberaldi, Amerika bağımlısı, Avrupa… İktidarıyla, muhalefetiyle, siyasal bütün partilerden tutunuz da meslek örgütlerine, sendikalara kadar, buralarda çok örgüttüler. Buralarda bunların gerçekten bu cehaletleri maalesef örgütlü ve de kurumsal. İş dünyasında tutun, akademiye kadar. Varolardan tutun, sendikalara, hatta bir kızın solcu sendikalara kadar. Bunlar örgütlüler. Fakat tabii burada biri manipülasyon yapıyorlar, burada biri aslında psikolojik harp yürütüyorlar. Efendim işte Afatürkçüler, solcular, devrimciler, yurtseverler, sosyalistler, kemalistler Molla seviyormuş. Arkadaş, İran’daki halkın kendi rejimlerine ilişkin çok haklı, çok meşru, çok ikna edici olan itirazları başkadır. Emperyalist, siyonist saldırganlığın İran’a yaptıklarını savunmak başkadır. Bu emperyalizm işbirlikçiliği tarihsel olarak ne yazık ki çok kuvvetlidir ve çok örgütlüdür. Avrupa Birliği bütün dünyaya şunu propaganda etti. Hatta bunu maalesef Türkiye’de sözüm ona, solda geçinenle soldan geçinen kimi sendikacılar, solcu geçinenle soldan geçinen ama etnikçiliği sosyalizm, hemşericiliği marxizm, bölgeciliği, mezhepçiliği, komünizm zanneden kimi cahil akademisyenler, cahil, cahil, ultra cahil. Sendikacılar falan da ne diyorlardı? Efendim işte küreselleşme geldi, ulus devletin miadı doldu, modası geçti, biz emeğin Avrupa’sını kuruyoruz diyorlardı Avrupa’dan aldıkları fonlarla. Koca koca akademisyenler, adlarının önünde ah dalı kadar doşen profesör yazan sözüm ona bilim insanları, sözüm ona solcu geçinen ve soldan geçinen fonlama sendikacılar sağına avukatları alıp soluna bu etnikçi, mezhepçi, kimlikçi siyasetçileri alıp öyle diyorlardı. Efendim ulus devletin anlamı kalmadı, emeğin anlamı kalmadı, bir tuşla siz istediğiniz kadar sermayeyi New York borsasından Tokyo borsasına nakledebiliyorsunuz, artık her türlü özgürlük küreselleşme sayesinde önümüzde. Şimdi ne oldu? İran’ın direnişi olsun, emeğin bütün kazanımlarının Avrupa merkezlerinde bile Berlin’den, Paris’ten başlayarak sosyal devletin bütün kazanımlarının teker teker elinden alınması olsun, işsizlik furyası olsun. Neyi ortaya çıkardı? Emekçilerin de özellikle ve öncelikle kendi sınıfsal konumlarını savunmak, muhafaza ve müdafaa edebilmek adına ulus devlete sahip çıkmalarının ne kadar zorunlu olduğunu, kaçınılmaz olduğunu ortaya çıkardı.