Sarı Sendikalar ve Hakem Kurulu: Kaybeden Yine Emekçiler
Memurlara sendika ve toplu sözleşme hakkı tanınalı yedi toplu sözleşme geride kaldı. Bunların dördü uyuşmazlıkla, üçü anlaşmayla sonuçlandı. Bugün ise sekizincisini yaşadık. Yine uyuşmazlık çıktı ve dosya Hakem Kurulu’na gitti. Sonuç: 2026 için %10,08 olan hükümet önerisi, Hakem Kurulu’nda %10’a; 2027 için %8 olan teklif, %9’a çıkarıldı. Yani memur yine koca bir dağın doğurduğu fareyle baş başa bırakıldı. Daha önce de böyle göstermelik bir “0,5 puanlık düzeltme” yapılmıştı.
Bu tablo bana hiç yabancı değil. Memuriyet hayatımda da gördüm: kimin tayin, terfi, kadro gibi bir derdi varsa, çözümü belliydi — yandaş sendikaya üye olmak. Hükümet, yetkiyi bu sarı sendikalara vermek için yıllarca çalıştı; memurlar da kısa vadeli çıkarlarını korumak uğruna bu sendikalara üye olup onlara güç verdi. Bugün gelinen nokta biraz da bunun sonucu: kısa vadeli hesaplar, uzun vadeli hakların önüne geçti.
Hakem Kurulu sürecine gelince… Sendikaların toplantıdan çekilmesi aslında karar almayı engellemedi. Çünkü kurul sekiz kişiyle de toplanabiliyordu. Nitekim ilk toplantısını 10 kişiyle yapmış, sonraki toplantılarda da aynı şekilde devam etmişti. Yani masadan kalkmak sadece bir “gösteri” oldu, fiilen hiçbir şeyi değiştirmedi. Eğer baştan katılmasalardı, kurul 6 kişiyle toplanamayacak, karar alınamayacak, konu meclise gelecekti. Bu ihtimalin önü özellikle kapatıldı.
Sonuç ortada: Memur-Sen, başındaki Ali Yalçın ve Kamusen, memuru ve emekliyi bir kez daha yüzüstü bıraktı.
Ama büyük resmi görmezsek yanılırız. Türkiye’de yaşanan ekonomik kriz, bana göre, plansızlıktan değil; bilerek ve isteyerek yaratıldı. Bir servet transferi mekanizması gibi çalışıyor. Forbes listelerine göre dünya milyarderleri arasında birkaç Türk var. Ama esas mesele, World Inequality Lab gibi kurumların ortaya koyduğu çarpıcı gerçek: Türkiye’de en zengin %10, toplam gelirin %54’ünü alıyor. Yani bu ülke emeğin değil, sermayenin hükümeti tarafından yönetiliyor.
Üstüne bu sene bir de iklim krizi ile tarım üretimi daraldı. Dolayısıyla sebze ve meyveler çok pahalı hale geldi. Kiraz memleketindeyiz kiraz 1500 TL. Fındık desen fındığıa benzemiyor randımanı düşük iklimden ve kokarca’dan randıman ve verim olmadı. Yani bu sene fakirler için yokluk senesi.
Anayasa m.45 – Toprağın Korunması ve Tarım Reformu
- Devlet, toprağın verimli olarak işletilmesini korumak ve geliştirmek, erozyonla kaybedilmesini önlemek,
- Çiftçilerin işletme araç ve gereçleri ile diğer girdilerde desteklenmesini sağlamak,
- Küçük çiftçiyi korumak ve desteklemek,
- Tarımsal üretim planlamasını yapmak, tarımsal ürünlerin değerlendirilmesini sağlamakla görevlidir.
Ayrıca m.44 (Toprak mülkiyeti) ve m.166 (Planlama) da dolaylı olarak tarımı destekleme görevi getirir.
Özetle:
Anayasa’ya göre tarım sadece ekonomik bir faaliyet değil, devletin koruması ve desteklemesi gereken stratejik bir alandır. Bu nedenle hükümetler, çiftçiyi ve üretimi destekleyecek politikaları anayasal bir görev olarak yerine getirmek zorundadır.
Kısacası, hükümet giderayak vergi yükünü artırıyor, kaynakları yukarıya aktarıyor; işçinin, memurun, emeklinin sesini duymuyor. Ama emin olun, seçim zamanı memurlar ve emekliler de onları duymayacak. Temiz Türkler doğrudan ayrılmayan politikaya göre siyaset yapmayan temiz politika yapan siyasetçi arıyor.