Dolar 44,3066
Euro 51,2494
Altın 6.423,14
BİST 13.047,72
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 6°C
Yağmurlu
İstanbul
6°C
Yağmurlu
Cts 10°C
Paz 10°C
Pts 11°C
Sal 11°C

Sivil Toplumun Çöküşü ve Memurun Bitmeyen Çilesi

16 Ağustos 2025 4:13 PM
44

Türkiye’de artık bağımsız bir sivil toplum örgütü kalmadı. Apartman yöneticiliğinden meslek odalarına kadar her alan hükümetin etkisi altına girdi. 25 yıldır sendikalar kamu kurumlarında öylesine güçlü oldu ki tayin, terfi, kadro ve hatta atama işlerinde bile belirleyici oldular. İnsanlar mecburen yandaş sendikalara üye olmadan nefes alamaz hale geldi. Bugün hâlâ “sivil toplum” denildiğinde gösterilen örnekler kanarya sevenler derneğinden öteye geçmiyor. Üstelik devlet yardımları da yandaş olanlara akarken, bağımsız duranlar adeta cezalandırılıyor.
Memur ve emekliler söz konusu olduğunda da tablo değişmiyor. Hükümetin toplu sözleşme teklifleri geliyor, Memur-Sen başkanı kürsülerden “haykırıyor”. Ama herkes biliyor ki bu sadece göstermelik bir tiyatro. Masadan kalkıp biraz gürültü çıkaracaklar, sonra da uzlaştırma kurulunda hükümetin istediği metin onaylanacak. Karşılığında lüks araçlar, dev maaşlar, makam odalarıyla “ebedi başkanlık” devam edecek. Tıpkı TOBB’da, esnaf odalarında ya da diğer sivil toplum görünümlü yapılarda olduğu gibi.
26 aydır memura verilen seyyanen zam emekliye verilmedi. Oysa yasa çok açık: emekliye de yansıtılması gerekiyordu. Ama bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle bu hak gasp edildi. Tam 91 çeyrek altın ediyor. Oysa kanun, kararnameyi aşar. 375 sayılı kanun hükmünde kararnamenin ek 40 sayısı ile mağdur. Anayasal düzenin çiğnendiği yerde adaletten söz edilebilir mi?
Toplu sözleşmeye göre:
• 2024’te: Ocak %15, Temmuz %10
• 2025’te: Ocak %6, Temmuz %5
Bunların üzerine enflasyon farkı da ekleniyor ama ne fayda! Enflasyonun ezip geçtiği bir ortamda bu zamlar alım gücünü korumuyor. Bugün 2025 Ağustos’unda memur, kağıt üstünde ek artış almış görünüyor ama pazara çıktığında maaşı eriyip gidiyor.
Daha ileriye bakalım:
• 2026 teklifi: İlk yarı %10, ikinci yarı %6 (toplam %16)
• 2027 teklifi: İki dönem de %4 (toplam %8)
Bunlar daha ilk teklifler ama şimdiden memura, emekliye umut vermiyor.
Çünkü TÜİK’te kasıtlı olarak enflasyonu düşük gösteriyor ve dolayısıyla mahkemelik oldu inandırıcılığını da yitirdi.
Peki halkın hali ne? Rakamlar çarpıcı:
• Tüketici kredileri ve kredi kartı borçları bir ayda yarıyarıya 5 milyar TL’yi buldu.
• Kiralar ve gıda fiyatları enflasyonun çok üzerinde arttı.
• Limon 200 TL’ye dayandı.
• Üniversitede bir çocuğu okutmak 60 bin TL, okul servisleri 25 bin TL’den başlıyor.
İnsanlar çöpten ekmek topluyor.
ekonomik çöküş nedeniyle, ülkedeki boşanmalar patladı. ve bu durum, türk toplumunun küçük kıyameti anlamına geliyor.
Bu tablo sadece bireysel bütçeleri değil, toplumsal huzuru da kemiriyor. Ama siyasetin gündemine bakıyoruz, yine “açılım” tartışmalarıyla, suni gündemlerle oyalanıyoruz.
Asıl mesele çok net: Hükümet, vergileri artırarak günü kurtarmaya çalışıyor ama harcamalarına hiç dokunmuyor. Hele ki savunma bütçesi… Artık birçok ülkenin toplam bütçesini aşar hale geldi. Peki tasarruf nerede?
Merkezi yönetim bütçesi Temmuz ayında 23,9 milyar TL açık verdi
Yılın ilk yedi ayında toplam açık 1 trilyon 4,3 milyar TL olarak kaydedildi
Halen de tasarruf anlayışı yok halen planlama ve devlete çeki düzen verme yok.
Oysa yapılması gereken belli:
• Sadece para politikalarıyla oynamak yetmez.
• Hukukun üstünlüğünü yeniden inşa edecek adımlar atılmalı.
• Adalet düzeni kurulmalı, bağımsız yargı tesis edilmeli.
• Ekonomiye güven gelecekse bu yapısal reformlarla gelir.
Benim görüşüm şu: Bugün Türkiye’nin ihtiyacı “göstermelik toplu sözleşmeler” değil, halkın cebine nefes aldıracak gerçekçi bir ekonomi ve adil bir siyaset anlayışıdır. Bunun yolu da iktidarın kendini tazelemesinden, yani erken seçimden geçiyor. Çünkü güven, sadece rakamlardan değil, yönetimin meşruiyetinden ve adaletinden doğar.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.