‘Trump Planı Batı cephesinde derin bir ayrışma yaratıyor’
Mehmet Ali Güller’e göre Trump’ın Ukrayna planı, Washington ile Avrupa’yı karşı karşıya getirerek Batı cephesinde ciddi bir kırılma yarattı. Güller, Zelenskiy’nin askeri yardımların kesilmesi tehdidi ile manevra alanının daraldığını ve Avrupa’daki irrasyonel militarizmin krizi daha da derinleştirdiğini vurguladı.
Ukrayna krizi dördüncü yılına yaklaşırken, güç merkezlerindeki hesap değişiklikleri öne çıkıyor. Donald Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşüyle birlikte Washington, uzun süredir izlediği “yıpratma” stratejisinden kademeli olarak geri çekilip Ukrayna dosyasını kapatmaya, asıl rakip olarak gördüğü Çin’e odaklanmaya hazırlanıyor.
Avrupa başkentleri, Trump’ın Ukrayna planını “büyük taviz” olarak değerlendirerek geri çevirirken; Washington, savaşı sürdürebilecek ekonomik ve askeri kapasitenin kalmadığı görüşünü öne çıkarıyor. Böylece Ukrayna krizi, NATO içindeki uyumu değil, dağınıklığı temsil eden bir dosyaya dönüşmüş durumda.
Bu tablo, Kiev yönetiminin manevra alanını iyice daraltıyor. ABD’nin “yardımı kesme” uyarısı ve Avrupa’nın sınırlı savunma kapasitesi, Zelenskiy’i hem sahada hem diplomaside kırılgan bir pozisyona itiyor.
Avrupa’nın kendi içindeki dönüşüm de bu krizin başka bir boyutunu oluşturuyor. Ekonomik sıkışma ve enerji krizi eşliğinde hızla artan savunma harcamaları, Almanya merkezli yeni bir militarizasyon eğilimini güçlendiriyor. “Avrupa ordusu” tartışmalarının gündeme gelmesi, kıtanın çok kutuplu dönemde bağımsız bir güç merkezi olma arayışının işaretleri olarak okunuyor.
Trump’ın Ukrayna krizinde 28 maddelik barış girişimi ve Avrupa’nın sabotajlarını Cumhuriyet Gazetesi yazarı Mehmet Ali Güller ile konuştuk.
‘Trump’ın Ukrayna Planı Batı cephesini ikiye böldü’
Trump’ın Ukrayna planının ABD ile Avrupa’nın pozisyonlarını tersine çevirdiğini, savaşın geleceği konusunda İttifak içinde ciddi bir çatlak oluştuğunu belirten Güller, şunları söyledi:
“Yeterince karışık bir durum gibi görünüyor, öncelikle onu söyleyelim. Yani 3-4 yıl önce yaptığımız yayınlarda ‘Amerika, Ukrayna’da uzun savaş istiyor ama Avrupa buna karşı çıkıyor, direniyor’ diyorduk. Şimdi Amerika uzun savaşı kaldırıp barış arıyor ama Avrupa ‘hayır, bu savaş uzasın’ diyor. Bir kere böyle bir tuhaflık var. Dolayısıyla Trump’ın barış planının ilk karışık yanı bu. Yani Amerika, Ukrayna barış planı sunuyor; ‘Rusya ile bu işi görüşelim, bitirelim’ diyor ama Avrupa ‘Hayır, bu bir barış planı değil. Sen Ukrayna’nın, üçte birini Ruslara veriyorsun, biz bunu kabul etmiyoruz, savaş devam edecek’ diyor. Şimdi birinci tuhaflık tabi burada. İkinci tuhaflık şurada: Ortada bir barış planı var ama sahibi çok net değil. Çünkü önce ‘bizim planımız’ dediler, sonra ‘nihai teklif değil’ dediler. Hatta Rubio’nun konuştuğu senatörlere göre aslında bu Rusların planıydı, talep listesiydi, nihai bir teklif değildi. Yani iş biraz Arap saçı durumunda. Çünkü üzerinde uzlaşılabilecek bir zemin olarak Atlantik İttifakı içerisinde zorluklar taşıyor. Çünkü bunu büyük bir taviz görüyorlar.
Bir benzetme yaparsak belki şöyle nitelendirebiliriz: Bu aslında 28 ya da kaç madde olacaksa havaya atılmış bir dizi kağıt gibi düşünün. Ya bir barış masasının üstüne düşecek ya da yere düşecek. Yere düşerse büyük ihtimalle ‘bu zaten Rusların talebiydi, kabul etmedik, reddettik’ demiş olacaklar. Masaya düşerse de iki yönü var: Sonucu barışla neticelenmezse çok rahat bir şekilde ‘Steve Witkoff’un planıydı’ diyecekler. Çünkü Witkoff’un rolü var bu planda. Eğer barışla sonuçlanırsa tabii Trump bunun kaymağını kimseye yedirmez. ‘Bu bir Trump barış planıydı’ olur ve Trump’ın 2026’da bir Nobel ödülü alabilmesi için hanesine yazılmaya çalışılır.”
‘Zelenskiy sıkışmış durumda, ABD yardımı keserse daha fazla dayanamaz’
Güller, Washington’ın “Planı kabul etmezsen askeri yardım yok” baskısının Kiev’i köşeye sıkıştırdığını belirtti. Avrupa’nın tek başına Ukrayna’nın savaş yükünü taşıyamayacağını vurgulayan Güller, Zelenskiy’nin hem Rusya’nın ilerleme uyarıları hem de Batı içindeki görüş ayrılıkları arasında manevra alanının neredeyse kalmadığını kaydetti:
‘Avrupa’nın savaşçılığı yeni değil; bugün yaşanan irrasyonellik tarihsel kodların devamı’
Avrupa’nın barışçıl bir kıta olarak sunulmasının gerçekçi olmadığını, tarih boyunca savaşların ve saldırganlığın merkezi olduğunu vurgulayan Güller, Almanya’nın ekonomik sıkıntılara rağmen Ukrayna’da ‘şahin’leşmesini irrasyonel bulduğunu belirtti. Avrupa’nın yükselen Rusya karşıtlığı ve hızlanan silahlanmasının arkasında çok kutuplu düzende yeni bir güç merkezi yaratma hedefi olduğunu dile getiren Güller’e göre buna karşın kıtada Rusya’yı dışlamayan bir güvenlik mimarisi isteyen az sayıda aklıselim çevre de bulunuyor:
“Benden rasyonel bir açıklama istemiştin ama rasyonel bir açıklama yapamayacağım kadar irrasyonel durumlar var. Avrupalılar, hele de bu Avrupa Birliği projesi iyice oturduktan sonra ‘Avrupalılar çok barışçı’ denilir. Ama tarihsel olarak baktığınızda dünyanın en savaşçı halkları, ulusları, ülkeleri, devletleri diyebiliriz. İki büyük emperyalist dünya savaşı neticede Avrupa’da yaşandı ve Avrupa’nın tarihinde büyük din savaşları var. Yani Katoliklerle Protestanların birbirlerini katlettikleri büyük din savaşları var. İsterseniz Avrupa’nın sömürgeci tarihinden alın, isterseniz feodal dönemlerden alın, isterseniz hatta Roma’ya köleci topluma kadar uzanın. En saldırgan, büyük oranda savaşların yaşandığı coğrafya. Dolayısıyla ‘Avrupalılar barışçıdır’ diye bir genelleme yapmak çok olası değil. Bir bunu söyleyeyim. İkincisi, yani şimdi tuhaflıklar şurada. Kuzey Akım-2’yi hatırlarsak; Kuzey Akım-2’ye bir sabotajla Almanya ve dolayısıyla Avrupa’nın Rusya’dan ucuz enerji almasını sabote eden bir saldırının Amerikan, İngiliz, Anglo-Sakson izleri artık ortada. Şimdi buna rağmen Almanya’nın bu enerji krizinden kendi ekonomisinin de nasıl etkilendiği ortadayken, II. Dünya Savaşı’ndan sonra ilk defa ekonomisi küçülmüşken, şimdi Ukrayna’da bu kadar ‘şahin’ kesilmiş olmasına rasyonel bir açıklama bulmak mümkün değil. İkincisi, Avrupa, Ukrayna savaşıyla birlikte çok ciddi bir dönüşme girdi. Bir anti-Rus fobyası oluştu. Şimdi bu soğuk savaşla da beslenen bir durumdur. Benzeri Türkiye’de de var. Yani bir anti-Rus yaklaşımı. Öyle bir irrasyonelite oluştu ki, yani Dostoyevskilerin, Tolstoyların, büyük Rus bestecilerinin bestelerinin dinlenmesinin bile yasaklanmaya, ayıplanmaya götürüldüğü bir kültürel iklim oluşturuldu. Yani iş çığırından çıktı. Bunlar irrasyonel durumlar. Barışın, aydınlanmanın, özgürlüklerin merkezi deneyebileceğimiz üniversitelerde bile bunların yapılabiliyor olması artık irrasyonaliteyle açıklanabilecek bir durum.
Buna şunu eklememiz gerekiyor: Tarihte Almanların silahlanması her zaman sıkıntılı bir durumdur. Şimdi Almanlar Ukrayna savaşıyla birlikte sanırsınız Ruslar Almanya’ya doğru ilerliyormuş gibi kendilerince bir şey yarattılar ve bunun üzerinden büyük bir silahlanma kampanyası başlattılar. Yani ben artık havada uçuşan milyar avro fonları takip edemiyorum. En son 100 milyardı, sonra 300 oldu, sonra bilmem kaç yıllara bunun aslında 800 milyar olacağı şeklinde rakamlar havada uçuşuyor. Şimdi bu derece silahlanmayı da önüne aldığına göre bu kültürel iklimin değişmesi, enerji meselesinin kendilerine olumsuz bir ekonomiye yansıması gibi irrasyonalitenin içinde kendilerince rasyonel buldukları başka bir şey var demek ki. Bunun başka hiçbir açıklaması yok. Yoksa Amerika’nın barışçılık, Avrupa’nın savaşçılık çizgisini izlemeye başladığı tersine bir süreci açıklamak mümkün değil. Kuvvetle muhtemel Avrupa Birliği burada Berlin-Paris eksenli bir Avrupa kendince günün sonunda Rusya’yla bir yeni demir perde kurmuş, onu Avrupa güvenlik mimarisinin dışında bırakmış, silahlanarak da güçlü bir önümüzdeki çok kutupluluk sürecinde bir merkez olmanın peşinde. Yani bu krizden belki de önlerinde böyle bir fırsat görüyorlar. Çünkü dünya hakikaten Amerika’nın liderliğini sürdüreceği ama tek başına azalan hegemonyası nedeniyle bir ‘süper devlet’ gibi istediğinde savaş, istediğinde barış masası kurabileceği bir ülke olmaktan adım adım çıkıyor. Çin yükseliyor. Rusya hala Sovyetler’den kalma nükleer stoplarıyla çok güçlü bir devlet. Hindistan nüfusuyla, üretim kapasitesiyle hızla yükselmekte olan bir merkez. Ama Avrupa, Amerika’nın gölgesinde silahsız, onun silahlarıyla, onun nükleer şemsiyesinin altında korunmakla yetinmiş, geçen yüzyılı böyle geçirmiş bir coğrafya. Şimdi bunu fırsat bilip bir Avrupa ordusu kurarak, silahlanarak, belki de güçlü bir merkez onların peşindeler. Başka türlü hiçbir şekilde bu irrasyonelliği açıklayabilmek mümkün değil. Ama hala Avrupa içerisinde şunun olduğunu da görüyoruz; bu da işin olumlu yanı, küçük olmakla birlikte bardağın dolu tarafı belki de. O da şudur: Avrupa’nın daha aklı başında kesimlerinden, ‘Hayır, bu yanlış. Burası tek bir kıta aslında Avrasya, yani Avrupa’yı Asya’dan ayıran bir okyanus yok. Karasal bir bütünlük var ve bu karasal bütünlük içerisinde Doğu Avrupa aynı zamanda Rusya’nın da olduğu bir yer. Dolayısıyla Rusya’yı dışarıda bırakan bir güvenlik algoritması Avrupa’yla Rusya’yı her zaman karşı karşıya getirebilir. O yüzden öyle bir güvenlik mimarisi tesis edelim ki Rusya da bunun içerisinde olsun, herkes açısından güvenlik garantileri olsun ve bu coğrafyada savaş çıkmasın’ diyen kesimler de var. Ama ne yazık ki azınlıktalar ya da iktidarda değiller.”
‘Japonya Asya’da ABD’nin ileri karakoluna dönüştü’
Japonya’nın anayasa değişiklikleri ve hızlanan silahlanmayla militarize olduğunu, bunun da ABD’nin Asya’da kurmaya çalıştığı yeni güvenlik hattının parçası olduğunu söyleyen Güller, Japonya-Güney Kore-Filipinler üzerinden askeri bir hat çizildiğini vurguladı. Güller, Japonya’nın Tayvan konusunda yaptığı çıkışların da bu rolün sonucu olduğunu ifade ederek, Çin’i çevreleme girişiminin gerçek bir karşılığı olmadığını, “havanda su dövmekten öteye geçmeyeceğini” belirtti:
‘Washington’ın hesabı Rusya’yı Çin’den koparmak ama Moskova bu ortaklığı feda etmez’
ABD’nin Ukrayna’daki barış arayışının Rusya’yı Çin’den uzaklaştırma planıyla ilgili olduğunu söyleyen Güller, ancak Moskova’nın bu stratejik ittifakı feda etmeyeceğini vurguladı. Trump açısından Ukrayna’da barış arayışının bir zorunluluk olduğunun altını çizen Güller, sözlerini şöyle sürdürdü:
‘ABD birkaç cepheyi birden finanse edecek güce sahip değil’
Güller’e göre ABD artık Ukrayna, Suriye ve İran gibi birden fazla cepheyi aynı anda finanse edecek güce sahip değil. Washington’da giderek hâkim olan görüş, bu dosyaların Çin’le rekabeti yavaşlattığı yönünde. Bu nedenle Trump yönetimi hem Ukrayna’yı hem Suriye’yi hızla kapatıp stratejik odağı yeniden Çin’e çevirmeye çalışıyor:
