Dolar 33,0413
Euro 35,9402
Altın 2.546,09
BİST 11.156,20
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 34°C
Açık
İstanbul
34°C
Açık
Pts 31°C
Sal 31°C
Çar 31°C
Per 29°C

İstanbul’un İşgali, Kuvayi Milliye ve Giresun

7 Temmuz 2024 01:14
19

30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi ile ateşkes ilan edilmiş ve Türk’ün “beş yıl sürecek olan” karanlık olduğu kadar, büyük fedakarlıklarla dolu günleri de böylece başlamıştı.

Mustafa Kemal Paşa’nın Adana’dan İstanbul’a geldiği 13 Kasım 1918’de, ateşkese aykırı olarak aralarında 12 Yunan savaş gemisinin de olduğu 61 savaş gemisinden oluşan İtilaf [işgal güçleri] donanması “18 Mart 1915’de geçemediği” Çanakkale Boğazı’ndan serbestçe geçip, EminönüSarayburnu-Dolmabahçe hattında demirledi. 15 Kasım 1918’de savaş gemisi sayısı 167’ye ulaşarak[1], tam bir gözdağı aracı olmuştu.

Mustafa Kemal bu gemileri gördükten sonra, yaveri Salih Bozok’a tarihe geçen meşhur sözünü söylemişti: “Geldikleri gibi giderler.”

İşgal güçleri savaş gemileri boğazda demirlemekle kalmamış; 2 bin 616 İngiliz, 40 Fransız ve 470 İtalyan askeri karaya çıkarak kritik yerleri işgal etmişlerdi. Dört ay sonra sonra[2] 16 Mart 1920’de ise, şehrin topyekun işgal edilmesiyle  birlikte İstanbul’u fiilen işgal eden asker sayısı 57 bin 900’e  ulaşmıştı.

Anadolu’nun diğer şehirlerini de işgal eden İngiliz, Fransız ve İtalyan askerlerle birlikte, toplam işgal gücü sayısı 107 bin 900’e ulaşmış; buna 15 Mayıs 1919 sabahı İzmir’i işgale etmeye başlayan  Yunan askerleri  dahil edildiğinde “yanavı işgal gücü asker sayısı 407 bin 900’e ulaşarak,[3]  İstanbul, Trakya ve Anadolu “işbirlikçilerle birlikte” tam bir baskı altına alınmıştı.

Trakya ve Anadolu’da işgal devam ederken, bir yandan da askerlerimiz terhis edilip, Türk ve Türk Milleti savunmasız bırakılmaya çalışılmıştı.

7 Aralık 1918’de Osmanlı Harbiye Nezareti’nin verdiği rapora göre, İkinci Ordu’dan 4 bin 707; Altıncı Ordu’dan 2 bin 142; Birinci Kolordu’dan 5 bin 285; 14. Kolordu’dan 11 bin 314; 17. Kolordu’dan 4 bin 805 ve askerlik şubelerinden de 15 bin 650 olmak üzere toplam 43 bin 903 Türk askeri terhis edilmiş; cephe gerisinde lojistik hizmet gören askerlerin de terhis edilmesiyle toplam

sayı 87 bine ulaşmış[4],  ayrıca  ordunun silahları da toplamaya başlanmıştı.[5]

Bu “kaos” ortamında “silaha sarılmaktan, yeni bir devlet kurmaktan başka çare” kalmadığından derhal hazırlıklara başlanıldı. İstanbul’da kurulmuş olan  bütün “yurtsever” derneklerin 29 Kasım 1918  tarihinde  toplanması ile, ilk örgütlenme çalışması yapıldı. Bu derneklerin ortak toplantısında ilk defa “Kuvay-ı Milliye’nin” yani “gönüllü direniş güçlerinin birleştirilmesi” kararı alınmıştı.

Dolayısıyla tarihimizde ilk defa “Kuvayi Milliye” tanımı 29 Kasım 1918’de kullanılmış ve

Anadolu’da “guvvacılar” olarak yaygınlaşmıştı. Bu ortak kararı olan dernekler (cemiyetler)  arasında Giresun Türk Ocağı’nın feshinden sonra kurulan, Giresun Bilgi Yurdu Derneği de vardı. Burada sözü Osman Ağa’ya bırakalım:

Mütarekeden sonra husule gelen vaziyeti görünce çıkabilecek bütün neticeleri tahmin ettim. Daha hiçbir şey olmadan 42 yere telgraf çekerek ‘Trabzon’da bir kongre yapalım, silaha sarılalım. Bizim imhamıza karar verilmiştir. Başka çare yoktur’ dedim. Daha o zamandan teşkilata başladık. Pontus teşkilatı adam akıllı kuvvetlenmişti. İnebolu’ya kadar Pontus hükümeti yapmak istiyorlardı. Müdafaadan başka çare yoktu.”[6]

30 Ekim 1918’de imzalanan Mütarekenin daha mürekkebi kurumadan, herkes şaşkınlık içinde

ne olduğunu anlayabilmiş’ bile değilken, Osman Ağa Giresun’da, çoğunluğunu “Sarıkamış ve Kafkas Cephesi” şehitlerinin kardeş ve çocuklarının oluşturduğu 168 kişilik “çekirdek direniş” örgütünü kurarak çalışmaya (direnişe) başlamıştı.

Osman Ağa’nın “Kongre Düzenleyelim” çağrısına (ve doğal olarak bunu örgütleyen Teşkilat-ı Mahsusa ve emri veren Enver Paşa’nın buyruğuna da) uygun olarak Trabzon, Erzurum ve Kars ileri gelenleri Ardahan’da ve Kars’ta toplandılar.

17-18 Ocak 1919’da toplanan bu kongrede “Giresun’da teşkilatı Osman Ağa’nın kurması” kararlaştırıldı.[7]

Pek dile getirilmese de Osman Ağa’nın bu çağrısı üzerine Trabzon’da 10 Şubat 1919’da Trabzon Muhafaza-i Hukuki Milliye Cemiyet’i kurulmuş ve bölgede örgütlenerek, Erzurum Kongresi’nin 23 Temmuz 1919’da toplanmasına da öncülük etmiştir.

Bu şekilde, Mondros silah teslim antlaşması imzalanır imzalanmaz “evlattan önce vatan” diyenler safını açıkça belli ederek, çevresinde “çoban ateşlerini” yakmıştı. Doğu Karadeniz’de ise ilk ateşi (çoban ateşini) yakan ise Giresun’da Topal Osman Ağa ve ateşin çırası da  “42 yere çekinmeden çektiği” telgraflardı.

Yapılan ilk örgütlenme biçimini Fevzi Çakmak Paşa şöyle tanımlamaktadır:

Mondros Mütarekesi’nden sonraki aylarda, bir uçaktan Anadolu’ya baksaydınız yer yer yanan ateşler görürdünüz. Bunlar pırıl pırıl yanan çoban ateşleridir. Bunlar ‘Müdafaa-i Hukuk’ ateşleridir.

O günler için Hüseyin Rauf Orbay ise şu değerlendirmede bulunuyordu;

Mustafa Kemal Paşa mücadeleye atılmasaydı bu memleket kurtulamazdı. Anadolu’nun tehlikeye düşen yerlerinde, Batı’da, Doğu’da ve Güneydoğu’da başlayan ve bir yurtsever düşüncenin ürünü olan zayıf fiili direnme hareketleri, her biri ayrı ayrı kolayca bastırılabilirdi.”[8]

İşte bu kaos ortamından Türk  Milleti, Mustafa Kemal  Atatürk’ün öncülüğünde “varını-yoğunu ortaya koyarak” çıkmıştı.

Kısacası, “Atatürk,  Avrupa’nın Hasta Adam’ını ölüm döşeğinden kaldırıp ona yeni bir hayat ve canlılık veren parlak ve müthiş bir önderdi. Yıkılmış bir imparatorluğun küllerinden yeni bir

ordu, bir hareket ve millet kurup işgalcileri ülke topraklarından atmıştı.”[9]Kar, ileri örtmesin!

Evvel gidenlere selam olsun!

 

[1] Zekeriya Türkmen, “İstanbul’un İşgali ve İşgal Dönemindeki Uygulamalar”,

Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, XVIII-53, (Temmuz 2002), s. 332

[2] Mehmet Temel, İşgal Yıllarında İstanbul’un Sosyal Durumu, Ankara 1998, s.11

[3] Behnan Şapolyo, Kemal Atatürk ve Milli Mücadele Tarihi, Ankara 1944, s.219 v.d

[4] “İstanbul İngiliz Yüksek Komiserliği’nden İngiliz Hükümeti’ne 8 Aralık 1918’de Gönderilen

Telgraf”, FO, 371/3416, 202720

[5] ATASE verilerine göre 1.704 top, 4.159 ağır makineli tüfek, 667.983 tüfek, 1.998.556 top mermisi ve 285 milyon piyade mermisine ise el koymuştu.

[6] Mehmet Emin Yalman, (Topal) Osman Ağa İle Mülakat, 19 Şubat 1922, Vakit Gazetesi

[7] Hüsamettin Ertürk, İki Devrin Perde Arkası, Sebil Yay., İstanbul 1995, s.198

[8] Uğur Mumcu, Kazım Karabekir Anlatıyor, Tekin Yayınevi, 10.Baskı, Ankara 1994, s.174

[9] Bernard Lewis, Modern Türkiye’nin Doğuşu, Arkadaş Yayınevi, Ankara 2009, 3.Baskı, s.389

REKLAM ALANI
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.