Rehinler Masasında Yokuz!
Türkiye’nin dört bir yanı adeta bir sus payı operasyonuna maruz kalıyor. Her kesimden insan, bir biçimde rehin alınmakta, susturulmakta, hizaya sokulmakta. Bu bir orta oyunudur ve biz bu oyunun mezesi olmayacağız!
ABD’nin eski Ankara Büyükelçilerinden Tom Barrack’ın sarf ettiği şu cümleyi hatırlayalım:
“Osmanlı’nın din eksenli millet sistemine dönüş için Türkiye’nin ulus devlet olmaktan çıkarılması gerekir.”
Bu söz, bugün yaşadıklarımızın arka planını aydınlatmakta: Türkiye, ulus devlet kimliğinden uzaklaştırılmak istenmektedir.
PKK’nın sözde sembolik silah bırakma töreni, Türkler için kutsal sayılan Casene Mağarası’nda gerçekleştirildi. Oysa aynı mağara, Kurtuluş Savaşı yıllarında, Mustafa Kemal Paşa’nın görevlendirdiği Özdemir Bey’in Musul’u kurtarma harekâtını planladığı yerdi. Bu mekân seçimi tesadüf değildir; tarihî simgelere dayalı bir meydan okumadır.
PKK, arabulucu ya da başka bir devletin gölgesi olmaksızın, “Apo’nun çağrısıyla silah bırakıyoruz” açıklaması yaptı. Bu, hem devlete meydan okumadır hem de mücadelenin silahsız biçimde süreceğinin ilanıdır. Kaldı ki Zerdüşt ritüelleriyle süslenen bu “barış tiyatrosu”, esasen yeni bir stratejinin habercisidir:
“Bağımsızlık mücadelemiz sürüyor; artık siyasi cephede!”
Peki, kimler vardı bu törende?
30 teröristin 20’si kırmızı bültenle aranan, başlarına ödül konmuş isimlerdi. Üstelik silahlarını yakarak delil kararttılar. Bu suça şahit olanlar, delil karartmaktan da yargılanmalıdır.
Türkiye’deki sessizlik, toplumun “terörsüz bir Türkiye” inancını kaybettiğini gösteriyor. İki senedir sürdüğü anlaşılan gizli görüşmeler, halktan saklanarak yürütüldü. DEM Parti ve PKK, şimdi açıkça “Biz sözümüzü tuttuk, sıra sizde” diyebiliyor.
İmralı’da neler konuşuldu? Ne sözler verildi?
Bu soruların yanıtı verilmeden ilerlenemez. Türk milleti, Sevr gibi bir zillet belgesini yırtıp atmış kudretli bir millettir. Bu milletin ferasetiyle oyun oynanmaz.
PKK’nın başı Abdullah Öcalan’ın örgüte yakın bir basın organında yaptığı videolu açıklama çok net:
“Silahlı mücadele anlamını kaybetti, amacımız siyasi mücadeleyle TBMM’de yürütülecek.”
Bu söz bile, TBMM çatısı altında kurulması planlanan komisyonlara katılmamak için yeterlidir.
CHP eğer bu ifadeyi görmezden geliyorsa, partiyi Sezgin Tanrıkulu’na devretsin daha iyi!
Bana göre CHP’li belediye başkanları ve meclis üyeleri bugün adeta rehin alınmış durumda. Eğer CHP bu komisyona katılır ve anayasa değişikliğine evet derse, rehine siyaseti çözülecek ama CHP’nin siyasi mevcudiyeti de büyük yara alacaktır.
CHP’nin tavrı net olmalı:
Komisyona da “hayır”,
Yeni anayasaya da “hayır”!
Çünkü bu tablo, hukuki değil siyasidir. Zaten halk da bu gerçeği görmektedir.
Şu an itibarıyla 14’ü CHP’li olmak üzere 27 belediye başkanı tutuklu. Kaç meclis üyesi içeride, bilen yok. Ama emin olun, halkın bu süreci desteklediğine dair anketler yakında önümüze servis edilecektir. Eğer bu süreç gerçekten halkın desteğine sahipse, o hâlde çağrım nettir:
Bu süreci referanduma götürün!
Kararı milletten alın.
Mesele barışsa, onuru da halk karar versin.
Çünkü barış, ancak milletin rızasıyla olur. Şantajla değil.